Kullanmış olduğunuz internet tarayıcısı frame yapısını desteklemiyor.



KÖROĞLU

Köroğlu Destanı    Köroğlu Şiirleri Ana Sayfa


 KÖROĞLU HAKKINDA :

KÖROĞLU

       Onaltıncı yüzyıllın sonlarına doğru, Kafkas'lardan Rumeli'ye kadar, ünü bütün Osmanlı ülkesine yayılan Köroğlu, bir edebiyat tarihçisine göre hem eşkiya, hem de hece vezniyle şiirler söyleyen bir halk ozanı. Osmanlı toplumunu inceleyen bir bilimadamına göre sadece bir '' Celali ''.

       Ben Köroğlu'ndan kalanları yanlız kalanları değil, bugün yaşayıp gidenleri de halkımızdan, hikayeci halk ozanlarımızdan öğrendim. Halkımız, hikayeci halk ozanlarımız gibi yaşadım Köroğlu'nu. Bu nedenlerle de Köroğlu olayına yaklaşımım, bir edebiyat tarihçisi ya da bir bilimadamının yaklaşımından farklı oldu.

       Türkü metinlerinden, anlatılan hikayelerden ve bu türkülü hikayeleri dinleyen halkın davranışlarından edindiğim izlenim şu: Halkımıza göre Köroğlu, zalime başkaldıran, yaşlılara zayıflara dokunmamayı, tamahkar zenginlerle uğraşmayı, dertlilerin derdine bakmayı öğütleyen yiğit bir kişi.

      Bir destan kahramanı. Kavuşturan kurtaran esirgeyen Kırat motifi ile, kökleri çok daha gerilere giden bazı efsanelerle, ''Celali Köroğlu Ruşen'' ve ''Celali Kiziroğlu Mustafa Bey'' gibi bazı gerçeklerin, daha da Allah bilir nelerin, ne özlemlerin karışarak oluşturduğu bir destan. Bütün destanlarda olduğu gibi de, her şey olumlu ya da olumsuz yönde abartmalı.

      Halk bu Köroğlu türkülerini, Köroğlu hikayelerini dinlerken yürekleniyor. Bir kurtarıcı bulmuşçasına rahatlıyor. Düğünlerde derneklerde Köroğlu havaları, marşların gördüğü işi görüyor. Köroğlu'nun kimliğinden de, kişiliğinden de ben bu toplum olayını anlıyorum.       Asıl Köroğlu gerçeği bu bence. Yunus Beyin ya da seyis Yusuf'un oğlu Ruşen Ali'nin bireysel kişiliği de, bireysel kimliği de beni ilgilendirmiyor.

      Halk gibi, hikayeci halk ozanları gibi, Köroğlu'na ben de kendimi, kendi özlemlerimi katarak söyledim. Yiğit, duyarlı insan bir Köroğlu düşündüm.

Ruhi SU





       Türk Destanları içinde en geç teşekkül eden, diğerlerine göre çok yeni bir destanıdır. Türklerin, bu günkü büyük ve son yurdumuzun olan ve bunun içinde de her Türk için çok büyük bir değer taşıması, üzerinde hayatından fazla titremesi lazım gelen Anadolu’muzda yerleşmesinden sonra meydana gelmiş olması Köroğlu Destanının bugüne kadar aynı tesir ve kuvvete yaşamasına sebep olmuştur. Hala Anadolu ve Rumeli Türkü, Köroğlu Destanını bilir ve anlatıldığı zaman heyecanlanır.

       Bununla beraber Köroğlu Destanının da kaynağı, bütün öteki destanlarımızda olduğu gibi, önceki sayfalarda anlattığımız asıl büyük Türk destanlarıdır. Motifler hayaller, muhit ve adetler bütünüyle bu destanlarımızdan alınmış ve onların üzerine kurularak geliştirilmiştir.

       Bugüne kadar duyulan Köroğlu Destanı rivayetleri, Azerbaycan’dan Rumeli’ne kadar uzanan geniş sahada yirmi dört çeşitleme halindedir. Bunlar, birbirinden farklı gibi görünse de aslından tek bir çekirdeğin etrafında gelişen parçalar gibidir. Nitekim, hala halk arasında söylenen Köroğlu şiirleri de ya birer vakıa anlatmakta, ya bir güzelleme ile destandaki olayların çevre olarak mekanını tespit etmekte; ya bir koçaklama ile destan kahramanlarından birini çizmekte veya birinin macerasını vermekte; yahut da türkü ile olayları birbirine bağlamaktadır.

       Bunlardan da anlaşılacağı üzere Köroğlu Destanımız bütün güzelliğine ve tam gibi görünmesine rağmen, destan olarak tekamül devresini tamamlamamıştır. Çekirdeği vardır ve tabii gelişmesini göstermiştir; muhtelif zamanlarda ve muhtelif ozanların eliyle ve diliyle ayrımları yapılıp eklemeleri eklenmiş ve bunlar bir halk süzgecinden geçerek halkın o güzel muhayyilesinden de olacağını alıp şekillenmiştir. Fakat, yazılı tespit şekli, tamamı üzerinden ve nazım halinde bir tek ozanın işlemesine mazhar olmamıştır. Bu kısım da yapıldıktan sonra elimizde tam ve mükemmel bir Köroğlu Destanı var diyebileceğiz.

Kent Haber




      Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var. Birincisi, 16 ve 17’nci yüzyılda yaşadı. Yeniçeri ocağından yetişen bir şair. 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Bir tür ordu şairidir. Diğeri ise Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir alana yayılmış destansı ve türkülü halk öyküsündeki karaman Köroğlu. İkinci Köroğlu, Bolu Gerede çevresinde yaşadı. Asıl adı Ruşen. Devlete karşı ayaklandı. Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel’e yerleşip eşkıyalık yaptı.

      Ama adil bir eşkıya idi. Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyi’nin seyisi Yusuf’un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu’dur. Bolu Beyi, babası Yusuf’un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı’na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel’e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi’ne savaş açtı. Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlar’da da bilinir. Yeniçeri aşığı Köroğlu’nin şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır. Köroğlu ile ilgili ilk araştırmayı Pertev Naili Borotav yaptı. Cahit Öztelli’nin de Köroğlu-Dadaloğlu ve Kuloğlu adlı yayınlanmış bir araştırması var.

www.bolu.gov.tr




       16. yüzyıl saz şairlerimizden. Köroğlu'nun hayatı üzerine kesin bir bilgi yoktur. III. Murat döneminde (1574-1595) yapılan İran seferine Osmanlı ordusuyla katıldığı belirtilmektedir.

       Köroğlu, Osmanlı ordusunun komutanı Osman Paşa'nın fetihlerim ve trajik ölümünü destanlaştırmıştır. şair Köroğlu ile halk destanı kahramanı Köroğlu arasında bir ilgi yoktur.

      Şair Köroğlu'nun şiirlerinde aşk, özgürlük, mertlik ve doğaya bağlılık ağır basmaktadır.

       Köroğlu'nun mısraları Anadolu'nun tertemiz Türkçe’si ve deyişleriyle bezenmiştir.




Köroğlu Hakkında    Köroğlu Destanı    Köroğlu Şiirleri    Ana Sayfa

 KÖROĞLU DESTANI

      Köroğlu’nun babasının adı Yusuf’’ tur. Bir Beyin yanında çalışmaktadır ve bilhassa atlardan çok iyi anlamaktadır. Yusuf’ un Ali adında, yiğit delikanlı bir oğlu vardır.

      Günlerden bir gün Bey, Yusuf’ a, kendisi için çok güzel bir at seçip getirmesini ister. Yusuf da, çok gösterişsiz, uyuzumsu bir tayı beğenir, alır gelir.

      Fakat Bey çok kibirli, gösterişi seven, burnundan kıl aldırmayan ve çok zalim bir Beydir. Böyle bir atı kendisine seçip getirdiği için Yusuf’ a fena halde öfkelenir.

      Halbuki Yusuf’ un getirdiği tay öyle bilinen taylardan değildir. Sulardan çıkan bir aygırın dölünden gelme bir kır taydır. Kanatlanıp uçma yeteneği vardır. Bakılır, terbiye edilirse eşi menendi bulunmayacak cinstendir. Ama Bey, bunların hiçbirini anlamaz ve zalimliği üstün gelip Yusuf’ un gözlerine mil çekilip kör edilmesi buyruğunu verir. Buyruğu da, kendisi gibi zalim olan adamları düşünmeden yerine getirirler.

      İki gözü kör edilen Yusuf köyüne döner, O uyuzumsu tayı, hiç ışık görmeyen bir yerde besleyip terbiye eder ve eşi menendi bulunmayan bir kır at haline getirir. Oğlu Ali de o zamana kadar daha yetişip daha yiğit daha gürbüz bir delikanlı haline gelmiştir. Baba-oğul bir arada karar verip Beyden öç almağa yemin ederler. Bunun üzerine, kır atla birlikte Bingöl Dağlarına varıp hayat suyunu ararlar; bulurlar ve içerler. Sudan ancak Ali ve kır at içmiştir. Yusuf içememiştir.

      Bundan sonra dönüp, Beyin konağına yakın bir dağı yurt edinirler. (En meşhur rivayetlerde bu dağ Çamlıbel’dir) Yusuf, oğlu Ali’ ye, burada yerleşmesini sağlık verir.

      Babasının bu öğüdünü tutan Ali (Köroğlu) orayı yurt edinerek gelip geçenden baç almağa, haksızlıkların üstüne üstüne varmağa başlar. Bir müddet sonra babası Yusuf ölür. Köroğlu, yine babasının öğüdüne uyarak kendisine çok sadık kırk yiğit toplar etrafına. Akıllı, bilgin, görgülü ve bir sohbet adamı olduğunu duyup işittiğini İstanbul’ dan, Kasap başının oğlu yakışıklı Han Ayvaz’ ı da kaçırıp kırk yiğidinin arasına katar:

      Artık Çamlıbel, Çamlıbel’ deki Köroğlu’ nun dünyası tamam olmuştur. Köroğlu’ nun çevresinde insanlar toplanmağa başlar; Köroğlu’ nun çevresinde halk küme küme ve sevgi doludur. Babasının öcünü Beyden almak için Köroğlu türlü oyunlar hazırlar, yiğitlik gösterir; Köroğlu nasıl halkın adamı, iyi ve namuslu insanların sevgilisi haline gelmişse Zalim Beyin de, baş düşmanı baş korkusu haline gelir. Bütün Zalim Beyler Köroğlundan korkmaktadır.

      Babasının öcünü almak için Beyin üstüne üstüne vardığı akınlardan birinde Köroğlu, Beyin güzel Bacısı Döne’ yi görür. Gördüğü gibi de vurulur Köroğlu, Döne’ ye aşık olur. Çamlıbel Köroğlu için aşkının alev alev yandığı bir yer haline gelir...

      Ve bir gün bu aşka dayanamaz Köroğlu, atına atladığı gibi varır. Döne’ yi Bey Konağından kaçırır, evlenir. Bu evlilikten oğlu Hasan doğar.

      Akınlar akınları kovalar; Köroğlu çok zalimlerin hakkından gelir. Akınlarının birinde tutsak olur Köroğlu. Yiğitlerinden Güdemen, Köroğlu’ nu kaçırmak için görevlendirilir. Güdemen varıp Köroğlu’ nu bulur.

Köroğlu tutsaklıktan kurtulur; kaçar. Kır atına atlar ve kır at surların üstünden kanatlanıp uçarak geçer ve Köroğlu’ nu kurtarır. Bunun üzerine aşka gelen Köroğlu kır atı övmeğe başlar.


      Çamlıbel’ e hasret kalmış, Döne’ sine hasret kalmış; yiğitlerine hasret kalmıştır. Uzaktan Çamlıbel’ i görünce dayanamaz söyler:


Köroğlu tepelerden bakarım,
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim,
Bunca yıldır hasretini çekerim,
Arkam sensin, kalem sensin dağlar hey.

      Yiğitlerine, Çamlıbel’ ine, Döne’ sine kavuşturduğu için de atını bir güzelleme ile bir kere daha över:

Haykırır köpüğü başından atar,
Başını başımdan yukarı tutar,
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar,
Alma gözlü kız perçemli Kır atım.

      Bundan sonra Çamlıbel’ e daha iyice yerleşen Köroğlu’ nun namı bütün yurdu, dört bir yandan tutar. Mertliği, mertçe kavgaları, düşkünlerin elinden tutuşu, düşkünü zalime karşı koruyuşu, hakkı ve adaleti sevişi Köroğlu’ nu dillere destan eder. Her zaman haksızlığın karşısındadır ama adaletli Devlet gücüne karşı boynunun kıldan ince olduğunu da bilir. Din ve devlet uğrunadır yaptıkları biraz da. Urus üstüne, Acem üstüne de savaşlara katılır; bu savaşlarda yiğitlerine Mevla, şehitlik, kafire karşı üstünlük uğruna saf bağlatır.

      Fakat nihayet Köroğlu da bir insandır. Gerçi bildiğimiz insanlardan çok ayrı, insan üstü nice güce sahiptir ama yine de insanoğlu’ dur. Sonunda kendi de, yiğitleri de; atı da yorulur. Köroğlu artık ihtiyarlamıştır.

Çürüdü gönlüm çürüdü,
İçerde yürek eridi,
Beylerin kolu yoruldu,
Kılıç döndürü döndürü.
      Üstelik devir de değişmeğe başlamıştır. "Delikli demir" dediği tüfek icat olmuş, artık yiğitlik başka türlü anlaşılmağa başlamıştır. Göğüs göğüse, erkekçe, düşmanı yüzünden ve gözünden göre göre döğüşmenin yerini bir yerlere saklanıp arkadan ve uzaktan vurmalar almıştır. Köroğlu’ na göre kahpeliktir bu ve kahpelik almış yürümüştür, alıp yürümektir. Dünya sevilmez bir dünya olmuştur artık. Dünyayı terk etmek vakti gelmiştir. Köroğlu’ da öyle yapar, dünyayı terk edip, alacağını almış vereceğini vermiş bir insanoğlunun huzuru içinde Kırklara karışıp gider...

Kaynak: Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlu, S:152-163

Sırmalı cepkeni attı koluna,
Tek elle dizgini gerdi Köroğlu.
Tozlarla atılıp dağın yoluna,
Yeşil muradına erdi Köroğlu
Dağlar, omuz omza yaşlanan dağlar,
Sular kararınca paslanan dağlar,
Azatlık ufkundan rastlanan dağlar;
Bu dağlara gönül verdi Köroğlu.
Dağların ardında kalınca çile,
Köroğlu yeniden gelmiş dile;
Ak saçlı anadan geçilse bile,
Dağlardan geçilmez derdi Köroğlu...
      Bolu’da devlet idaresine karşı cephe alış, 1559’larda canlanmaya başladı. Levend ve bazı suhte hareketleri meydana gelmiş, bundan bir çok aile zarar görmüştü. İbrahim ve Madin (?) adındaki şakiler, köyleri basarak, yolcuları soyarak, suç işlemişlerdi. 1560’da, Köroğlu’ndan az önce Bolu’da Saltık Boyacıoğlu meselesi meydana geldi. Bolu Beyi tarafından tevkif edilen bu şaki de, İstanbul’dan gönderilen bir memura teslim edilerek, muhakeme için Bolu’dan çıkarılmıştır. Kendi menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de zaman zaman sancakta huzursuzluk yarattılar. Ancak, Bolulular İstanbul’a yakın olduklarından, şayet Bolu Beyi taraf tutarsa, hemen şikayete gidiyorlardı. Köroğlu hadisesinden sonra bazen gruplar halinde İstanbul’a geldikleri ve gösteri yaptıkları da görülmüştür. Evliya Çelebi, 1645 yılına ait bir kaydında Boluluların bu özelliğini bahis konusu ederek, "... gayet adaletli davranmak gerek. Gayr-ı meşru bir kaç akçe alınsa, halkı hemen üç günde İstanbul’a gidip şikâyet eder"diye yazmaktadır.

      1566 senesinde bazı levendlerin Bolu softaları adına Filyos vadisindeki Devrek’te ve Bolu’nun batısında Konrapa’da harekete geçtikleri haber alınmıştı. Bunlar kendi taraftarları ile sancağın düzenini bozmaya kalkıştığında, Bolu Bey’ine hemen bu fesadı yok etmesi emredilmişti. 1570’de, Çankırı ve Ankara yolu üzerindeki Gerede’de Doğancıoğulları hadisesi zuhur etti. Mustafa Paşa’ya emir yollanarak bu ailenin Gerede ve çevresindeki zararlı faaliyetlerinin takip ve tespit edilmesi istenilmişti.

      Mustafa Paşa, bu arada Şemsi Paşa’nın sahip olduğu ve Hendek dolaylarında otlatılan koyun sürüsüne, hüviyeti meçhul kişilerin tecavüzünü araştırmakla da görevlendirilmiştir. Bazı dava sahipleri de Konrapa kadısını şikayet ettiler. Çünkü, kadı bazen Konrapa’da (şimdiki Düzce Pazarı) ve canı isterse buraya bir saat uzaklıktaki Üskübü/Kasaba’da oturuyordu. Her iki yerde davaların görülmesi, halkı tedirgin ettiğinden, Mustafa Paşa aracılığı ile merkeze şikayet edildi. İstanbul az sonra yolladığı hükümde, Kadının Düzce Pazarda oturmasının daha iyi olacağı, emredilmişti.

      1580 - 1585 tarihleri arasında Sayalık’tan zuhur eden ve Çakal Oğlu ile birleşen Köroğlu, geniş bir sahada kendi ününü duyurdu ve Bolu sancak beyine meydan okudu. Buna dair yazışmalar, Sümer tarafından Mühimme defterlerinden tespit edilmiştir.

      Celâli İsyanları Anadolu’yu kasıp kavurdukça, Bolu da bu cereyanın etkisi altında kalmıştır. Sakarya Şeyhi diye mehdilik davasına kalkan Ahmed’in de Bolu’nun batısında epeyce taraftarı olmuştur. Bulanık Softa ismindeki şaki de sancakta korku yaratmış ve sonunda idam edilerek, cezasını bulmuştur. Abaza Mehmed Paşa İzmit taraflarında, idareye baş kaldırınca Bolu da kötü günler yaşamıştır. Ankara’ya gönderilen külliyetli miktardaki para kervanı soyulmuş ve bir çok kimse öldürülmüştü. Bu esnada Köle Oğlu ismindeki Bolulu Celâli de ona katılmıştı. Bolu Beyinin adamlarından olan Şemsi Paşazade ailesinin kölelerinden Süleyman isminde biri, Köle Oğlu ve adamları Süleyman Ağa ile çatıştırmışlar ise de, sonunda ayağından vurularak, esir edilmişti. Abaza Paşa’nın gözde bölüklerinden birine kumanda eden köle Oğlu, Süleyman Ağa vasıtası ile İstanbul’a yollandı ve burada vezirin huzuruna çıkarıldı. Naima’nın yazdığına göre, Köle Oğlu vezire gayet mağrurane cevap vererek;

      -Şehirler urmadık, kârban basmadık, ancak zulm def’ine çalıştık. Amma çün takdir böyle imiş. Emir Allahındır... demiştir. Köle Oğlu’nun adamları İstanbul pazarlarında, sokaklarında idam edilirken, Köle Oğlu’da vezirin emri ile Parmak kapıda halkın gözleri önünde öldürülmüştür.

      Bolu, şekâvet hadiselerine uzun zaman sahne olacak, bu vaziyet XVII. XIX. yy.larda bile eski şeklini muhafaza edecektir. Köroğlu’nun belki de özlemiş olduğu iyi bir şekilde yaşamak arzusu, ne yazık ki uzun zaman gerçekleşemeyecektir.





Köroğlu Hakkında    Köroğlu Destanı    Köroğlu Şiirleri    Ana Sayfa


 KÖROĞLU ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER


YÜRÜN ASLANLARIM SAVAŞ EDELİM
Yürün aslanlarım savaş edelim
Buna kavga derler bey ne paşa ne
Haykırıp haykırıp kelle keselim
Seyreyleyin eli ayağı şaşana

Yürü beyler cenge harbi çalınır
İyi kötü bu meydanda bilinir
Kılıç değer adam iki bölünür
Nusret bizim beyler neci paşa ne

Gürzün kösteğini kola takmalı
Arap atı sağa sola yıkmalı
Kargılar mızraklar birden kalkmalı
Fırsat vermen Arap atlar kaçana

Köroğlu der durun edek cengimiz
Bundan belli olsun yiğit hangimiz
Üç saat sürmeli burda hengimiz
Tarih yazın şu dağlara nişane

BAĞDAT'A SEFER EDENLER
Bağdat'a sefer edenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi
Turna teline gidenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi

Bağdat'a sefer eyledim
Hoylu'm da kaldı gelmedi
Acem ile ceng eyledim
Hoylu'm da kaldı gelmedi

Düğünü bozup gidenler
Badeyi süzüp gidenler
Acem ile ceng edenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi

N'olsam koç Köğoğlu n'olsam
Hoylu'yu düşümde görsem
N'olaydı da ben de ölsem
Hoylu'm da kaldı gelmedi

HAN OĞLUM AYVAZ
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın

Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın

Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın

KARLI DAĞLARIN ARDINDAN
Karlı dağların ardından
Yel olup estiğin var mı
Tek başına bu çöllerde
Ordular bastığın var mı

Kargıyı ucundan salla
Düşman deme eyvallah
Her taraftan üç beş kelle
Terkiden astığın var mı

Köroğlu söyle şanından
Kuş uçurmaz divanından
Avuçla düşman kanından
Doldurup içtiğin var mı

BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE
Benden selam olsun Bolu Beyi'ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir

Düşman geldi bölük bölük dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır

Köroğlu düşer mi hele şanından
Çogunu ayırır er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR
Mert dayanır namert kaçar
Meydan gümbür gümbürdenir
Şahlar şahı divan açar
Divan gümbür gümbürdenir

Yiğit kendini öğende
Oklar menzilin döğende
Sespe kalkana değende
Kalkan gümbür gümbürdenir

Ok atılır kalasından
Hak saklasın belasından
Köroğlu'nun narasindan
Her yan gümbür gümbürdenir

Köroğlu Hakkında    Köroğlu Destanı    Köroğlu Şiirleri    Ana Sayfa